10 Kasım 2012 Cumartesi

uzaklara...

adı Uluyamaç...yamacın tepesinde...garip bir yer burası...sence sana ait sana dair kısıtlı herşey...doğmamışsın orda...büyümemişsin...bilmezsin kışı nasıl geçer? baharını toprak nasıl karşılar? kışın 10 hane açık, yazın bu sayı olsa olsa 25...hep beller bükük...ölesiye sanki dertleri varmış gibi bedenleriyle...dinlenmek nedir bilmezler...sabah bir kör vakitte kalkar...akşam kör karanlık çökünceye kadar ekin tarla çalışır didinirler...sorsan hepsinin hikayesinde ayrı görmüşlük gizli...ayrı ayrı acılar var hep...dinlesen seni de alır götürür...için burkulur elbet...sanki çalışırlarsa gün geçer de ömürlerini doldururlar...nihayet bulursa nefesleri sevdiklerine kavuşurlar...
 
çok az bulundum bu uzakta...tabi farklıydı benım oradaki varoluş amacım...sabahtan akşama köyün sınırlarını çizerdik de yorulmazdık...gezerdik...çocuksun...istanbullusun ne yani ne yapacaksın...
 
bildiğim... oralara dair anımsadığım...bir ruzgarı eser böyle keskin... bir acı toprak kokusu genzine siner...yakar böyle canını, acıtır...tarifi eksik yetersiz...sanki yarım kalan, eksik kalan her hayattan ince bir serzeniş gibi gelir içine siner...sana ne olur o sıra anlamazsın...neyın yarım ki...maşallahın var aslında...ama o ruh haline girersin ister istemez...ağırlaşır ruhun sana...bakarsın etrafına...acırsın...gün görmemiş insanına acırsın...bir zaman bolluk bereketten dolan evlerin şimdilerde harabe oluşuna acırsın...ot bitmez, suyu azalır, doğası değişir acırsın...insanı yiter, gider acırsın..."önce vatan" yazısı silinen dağına, yolu yıkılan şifalı su kaynağı göğbayır'ına, her geçen gün biraz daha azalan bir başka değerine üzülürsün...acırsın böyle kimseli iken kimsesizliğe, varken yoksulluğuna, insandan yoksunluğuna...hiç dersin ya... hiçbirşey yok...ailenin köklerine saygındandır oralara dair duydugun his...değerler yok olmasındır çaban direncin...ömrün geçmese birebir orada ömrü geçenlere duydugun derin saygıdandır sevgin, hurmetin...böyle adı geçtikçe içlenir, dalarsın...bildiğin garip hissedersin kendini...
 
haneler azaldı...ölüm var elbet...cevdet amca rahmetli oldu...önce vatan yazısı silindi...göğbayırın yolu yıkıldı... kimse suya gidemez oldu...susuzluktan kuruyan fideler oldu...çağlayan dereler kurudu...keklikleri, geyikleri azaldı...toprağı sanki küstü de ne vişne verdi ne dut...dediler ki gidenler oldu ya elbet, köy de küstü kendince...ama dönsen baksan özüne...orda bir köy var uzakta...gitmesende kalmasan da o köy bizim köyümüzdür, derdin aslında...asılda...şimdi duydum ki...bizim oralarda altın madeni varmış...hiç demekteymiş hata...değerliymiş aslına bakarsanız bizim oralar...altın çıkartacaklarmış...çevre köyler satılmaya başlanmış...şimdi içim bir kez daha yandı...insan yoktu, can yoktu ama toprak vardı, su vardı...şimdi onlarda yok olacak...ne hal çare gelir bilemem, bilmem elimden bir başıma...ama toprak candır...cana kast olur mu? o altın çıkacak diye toprağa nasıl zulum edilecek...o zulum suya karışacak...canlar yavaş yavaş yok olacak...birlik olunmalı tez...toprağına geleceğine sahip çıkmalı insan...çok geç kalmadan...gelecekte pişman olmadan...tez ayaklanmalı...
 
 
 

inanmak iman etmek...

dinimi yaşamak adına başımı kapatmayı seçmedim...oruçlarımda tam değildir benim...1 yıl tam zamanlı namaz kılsam kılmadığım zamanları örtmez...tüm duaları da bilmem...

bildiğim inandığım şey...özde özünde doğru olmaktır benim...kötülük istememek kötü düşünmemektir kimse için...şükretmektir...kalbe dönünce vicdandir din...orası rahat mı? gerisi hikayedir...kul hakkı yememektir...muhsin olmaktır ne yapıyorsan yap...çalışmaktır din...kimseden korkarak değil  ne yaparsan yap en iyi şekilde yapmaya çalışmaktır...elinden geleni yaptıktan sonra ne geldiyse başına kabullenmek, öğrenmek ve en nıhayetınde vardır bir hikmeti demek O'na sığınmaktır din...hayrı dilemek hayra inanmaktır...nefesine ve etrafındaki tüm nefeslere saygı duymaktır din...

inanmak iman etmek yaradanın birliğine ve senin birlikteki payınadır din...o nedendir ki hiçbir din bir başka dinden üstün değildir...en nihayetinde ortak inançta Yaradana şukretmek yakın olmaktır din...

3 Kasım 2012 Cumartesi

"pre"-aydınlanmalar...


çıksam dışarı sorsam sevdiklerime nasıl bilirsiniz beni diye...çalışkan, azimli, dürüst, deli, sevecen, cabuk parlayan-cabuk sönen, karamsar bazen- bazen hayalperest derler zannımca...dönsem içime sorsam kendime ben kimim diye..cevap bunlardan daha fazlasıdır elbet...çözümlenmemiş yanlarımın, farkında olduklarımın olmadıklarımın bütünüdür ben...tanrının yeryüzündeki nefesiyim kısacası...farkında olsak aslında hepimiz o kadar büyüyüz o kadar kıymetliyiz ki...yeryüzünde ilahi bir nefesin parçasıyız...bundan der Hz Mevlana; Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü...ya da Kuran-ı Kerim de Yaradan buyurur "Ben size şah damarınızdan daha yakınım diye"...

nasıl büyük bir his dolduruyor içimi böyle düşününce...şükre başlıyorum..deneyimlediğim herşeye, yanımda yürüyen, yoluma cıkan  herkese ruhuma kattıklarından...keşiflerimden...yazımda olduklarından...
 
zaten farkında olmadan farketmişim ki Ben! ne kadar şanslıyım der dururdum hep iyi insanlarla karşılaştım diye...Yaradan'ın nefeslerinde parça parça kendimi bulup nasıl bir öze bağlanmışım bilmeden...

2 Ekim 2012 Salı

Ya nasıl ruhu şad olur geçmişin?

Çaresizlik...Nasıl bir duygudur? Hani elinden birşey gelmiyor, sağın solun ardın önün dar, kapalı, karanlık...

Öyle değişimler oluyor, aklım eriyor ermiyor da...Atatürk'e yapılan haksızlığı kaldıramıyor yüreğim...Geçmişimi, kültürümü, değerlerimi,bugünümü borçlu oldugum insana karşı olan zulmu affetmiyor yuregim...Kitaplardan cıkarılsın resmi, büstleri-heykelleri kaldırılsın, ismi sokaklardan cıkarılsın söylemleri websayfalarından yürekten al aşağı edilir mi?

Elimden birşey gelmiyor...dedikçe...Nasıl ruhu şad olur Atamın, atalarımın, geçmişin? Bu çaresizlik hissinde Kurtuluş Savaşı kahramanlarının kemiklerini sızlatmaz  mıyım? Yada şehitlerimizin? Kendi refağı için değil bir ulusun kurtuluşu için canından vazgeçmek, ölümüne yürümek...O uğurdan dönmek kader ama dönemezse  geleceğin alacağı özgür hür nefesler için canından vazgeçmek...Canını bahşetmek de, uğruna savaştım diyebilmek için...Bu uğurda ölen şehit olan gazi olan, döndüğünde yuvasını bulamayanların kemiklerini sızlatmaz mıyım? Hakkınız helal midir diye sorsam, bir ihtimal yanıtını alsam ayakta karşılarında durabilir miyim?

Bilemedim...Sustum söyleyemedim...çaresizliği işledim de ruhuma kendime çekildim...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Moda’lı dostlar…

Çok şanslıyım der dururum ben…öyle değerli dostlarım var ki yanımda…onlarla konuşmak her telden, gülmek, paylaşmak hayatı öyle değerlidir ki…yaşam enerjisi kodlanır miskin hücrelerimde onları gördüğümde…Moda’ya yürürüm evden…utanmadan mesaj atarım onlara…Moda’lı dostlarıma..ben sizi Moda’da ağırlamak niyetindeyim derim, çayı koydum sizde gelin derim…güleriz…Kemal’de buluşur olmadı Varol apartmanında…güleriz…eğleniriz…o anlarda biz paralel evrenlerdeki bile kendimize hayran bırakırız…sıcaklığımızdan, konuştuklarımızdan hissederiz ki selama durmuşlar bize…ayrıldığımız da kalplerimizde sıcaklık, gözlerimizde gülmekten yaş..görüşelim deriz yine…

 Seda kod adı Şifacı…annemce kuantumcu kızlardan büyük olanı (diğeri Zehra zatenJJ ) dostumdur…sırdaşımdır…grift dehlizlerde elime aldığım ışıktır…vardır her an…yokluğundan şüphe edilemez…J

Zehra kod adı Zek…yeryüzüne inmiş bir melek…dostumdur…gözlerinde öyle samimiyet gülüşünde öyle sıcaklık vardır ki…bakmaya doyamazsın…o varsa huzur gelir inceden inceden…içini kaplar…vardır hep…yokluğundan şüphe edilemez…

Selda kod adı İskender J o büyük İskender…onun gibi yaşam enerjisi ile hayata dokunmayı sever…yeni keşiflere cesaretten korkmaz…vardır hep… yokluğundan şüphe edilemez…

Var mı yok mu acaba demem bu dostlar için hayatımda…bilirim ki girse de araya zaman veya fiziksel uzaklık kavuşma olacaktır muhakkak…bilirim ki hep varlar..yokluklarından asla şüphe edilemez…şanslıyım ki merkezimdeler…yanımda, fikrimde ve kalbimdeler…

8 Mayıs 2012 Salı

Hakikat üzerine...

Hakikat nedir diye sordu Banu hoca...Herkes gerçektir dedi...

Yok dedi hocam...gerçek senin bildiğin ile sınırlı..hakikat ise Tanrı'nın bildiği...olayları yaşarız ve biz sınırlı bilgimiz ile olayları birbiri ile ilişkilendirir sonuçlara varır gerçek bu deriz...ama hakikat büyük resimdir...o resimde sen sadece kısmi, kısıtlı bilginle yorum yapabilirsin, dedi..ekledim bende..yorum yaparsın tabi..kurarsın kafanda..yorarsın kendini...neden dersin...haketmedim ki dersin...yüzüne derin bir hüzün yerleşmiştir...mutlu olduğun her anın idam bekçisi gibi bekler seni içine yerleştirdiklerin...sorarsın milyonlarca soru...en nihayetinde de bilmezsin...cevap yoktur...cevap verecekler de yoktur...çok üzülürsün...işte hakikate inanırsan, ve dersen ki Tanrı böyle olmasını istedi...bir bildiği var...işte o zaman akan su durulur, boz bulanık su berraklaşır...hafiflersin...hele de için rahatsa...halka kopar...büyük kırılma yaşanır ve yaşama dönersin...ve işte o an bahar gelir, goncan açar ve hayat sana akar..

Unutma, gerçek senin bildiğin ile sınırlı. Hakikat ise Tanrı'nın bildiği...Ve Tanrı böyle istedi...

8 Nisan 2012 Pazar

liste...

bu aralar çok moda...yaz yolla evrene...yazmak önemli...gideceği yer de belli..evren...yazılı olmalı ki...mektup gibi yerine ulaşsın...bende listeledim..dileklerimi..isteklerimi...blog aracılığı ile yolluyorum evrene...:) ve işin en önemli kısmı bu aşağıdakiler için evren sana müteşekkirim demekte sır...müteşşekirim...müteşekkir olacağım...müteşekkirdim...
-ehliyet
-cma
-farklı iş
-iş de başarı
-aile/dostlarla fazla zaman
-fotoğraf
-dans
-tenis
-AŞK:) (sona attığıma bakma seni:))

Seda...

Bir telefon gelir...Eski telefonumun kayıt listesi yeni yelefonuma taşınmadığından numara kayıtlı değil...O sira Zahir'i okuyorum...Kitap'ta ruhuma eş cümleler arıyorum...Telefon'a bakmak, efendim demek adetten...Karşı taraf adımı biliyor haliyle...Ben sesi alamıyorum ilk etapta...Sonra...anlıyorum sesin sahibini...İçim ısınıyor...Kalbimin vuruşu değişiyor...Elif anı..."Aysel nasılsın?" "Döndün ve ne zamandır konuşmadık?" Arayan Seda...Ses de sitem yok, hep aynı sıcaklık, hep aynı hoş-seda...
Konuşuyoruz...Ağlıyoruz...Telefonda kavuşma anı...Anlıyoruz ki aynı ruh halinde dönmüşüz kendi içimize...Işıksız olunca ışık da olamamışız birbirimize...İçimize atmışız...Anlatıyor Seda...Ben anlatıyorum...o anlatıyor ben dinliyorum..ben, o sonra... o sonra ben...zaman geçiyor ve Seda diyor ki..Ben İstanbul'a geliyorum...Karar verdim...İstanbul'da kendime hayat kuracağım yeniden diyor...

Tabi ki içimden dilim yettikçe sözcüklerimle güzellikler diliyorum ona...Çok çok hayırlısını diliyorum yürekten...(Ona ve ailesine dua ederken korkarım ben... Allah gönlünüze göre versin derken...Gönülleri oyle zengindir ki korkarım duamın büyüklüğünden..dilerim yine içimden en iyisini guzelini onlara...o eşsiz iyi insanlara...)

Gelişine öyle seviniyorum ki...İstanbul, Seda ile başkadır...Ben İstanbul'u güzellikleri Üniversite hayatım boyunca onunla öğrendim...İstanbullu derdi bana...Ama o benden daha fazla bilirdi heryeri...Güzel mekanlara gidilmesi paran varken adettendi...O adet her zaman Seda ile yerini bulurdu...Tenis oynardık...Yürüyüş yapardık...Yerdik en güzeli...Üstüne bazen de içerdik...Hele o Üniversite anılarını yad etme zamanı gelince, gülerdik, deli gibi...Gözlerimizden yaş gelirdi...Mutluluktan...Mutluyduk biz...Hiç kırmadık kırılmadık biz birbirimize...

Şimdi geliyor uzun lafın kısası Seda...Taksim...Beşiktaş...Cadde...Nişantaşı...tüm semtler Seda'ya selam dursun...

İstanbul Ramazan'da kandillerini yakar ya...Duydum ki Dostum geliyor: Ben'de kandiller yandı o an...Canım dostum gelişini kandillerimle bekliyorum...

30 Mart 2012 Cuma

hani...

hani öyle bir an hatta anlar gelir ki...canınızı zor sürüklersiniz işinize...zor güler...zor konuşursunuz..içiniz sıkılır da herşeye ne derdinizi diyeceğiniz sözcük nede anlatacak haliniz olur...canım sıkkın dersiniz belki çıkarsa nefesiniz...nefesiniz bile sizle kavgalı olur ya hani...sayarsınız içinizden kümüle nedenleri...hepsini toplasanız asıldaki bir neden de etmez...asıldaki neden de serde her nedenin karesidir ya bir de hani...dost görmek ister ruhunuz...yanlarında sadece uyumak...konuşmaya mecal yok çünkü...zira onlar konuşurlar...dinlersiniz...hak da verirsiniz belki de...yine bildiğiniz halden çıkmaya dermanınız bile olmaz ya hani...

peki ne ilaç olur ne derman olur o hal'e..yoktur ilaç aslında...o hal için söylenecek tek şey...yaşamak o anı, anları...o dibi görmek...sıkıntı ne ise kaynağını iyi beslemek belki de...beslemek ki belirlemek nedenini...sonrada açık olmak kendine, ruhuna...keşfetmek kendini yanlızlığında...akışa bırakmak...ruhu dinlendirmek...eş paralelinde güzel günler olacağına inanmak, umut etmek...ömründe kış gibi baharların da olacağına dair umudu kaybetmemek...nefes almak ciğerlerini doldurarak...inanmak kendine...yüreğine...yüreği olabildiğince dik tutmak...başınla beraber...asılda zamana zaman tanımak yani...sonra yine gelene merhaba demek... e haliyle başın ve yüreğinle beraber...

28 Şubat 2012 Salı

şüphesiz...


Şuphesizce sevilmek dedim...tek isteğim sorulunca bana...biri olacak hayatımda şüphesizce sevip sevileceğim...dediğimin ikinci anlamları olduğu varsayılmayacak..ne dediysem o... ne yaptıysam o...kurgudan uzak olacak...taktık savaslarından da...kriptolanmadan yaşanacak...seviyorum demek kolay olup saklı kalmayacak içte...ne yaşanacaksa yaşanacak...korkusuz olacak tabi en nihayetinde...engeller setler olmayacak...ne ise o..samimi içten olacak...
Ne cok kolay ne cok zor acısız olacak...akla geldiğinde iç sızlamayacak...keşke denilmeyecek...soru işaretleri yerini tutkulu ünlemlere bırakacak...tabu sözcüklerde olmayacak...olması gerektiği gibi..sıcacık olacak...içten olacak...

şüphesiz olacak...

dönüş...

özlemler bitti...döndüm ben...sıcacık kavuşmaları yaşadım...yaşıyorum...samimi hoşgeldinleri...içimde almış olduğum kararın iç huzuru...evimdeyim...kısmi özgürlükteyim belki kimilerine göre...ama içimde ruhumda huzurluyum...bana ait ne var ise meridyen farksız yanımda...yada aynı saat dilimimde biraz uzağımda...içim rahat...

istanbul kattı bile beni yoğunluğuna..okul iş projeler csr derken...zaman geçiyor yine...zamana izimi bırakıyorum ya şehrimde mutluyum...kim ne derse desin kendinizin sevdiklerinizin uzağında büyüdüğünüzü görmek çok gereksiz...zaman o kadar kısa...anlar o kadar kıymetli ki...özlem çekmenin ne anlamı var...

dönmek güzel bi nedenden...kavuşmanın büyüklüğünden...zoraki ayrılmalar var ise yazıda..yazgıda... yine diliyorum kalpten..bu ayrılıklar kavuşması garantilisinden olsun diye...

9 Şubat 2012 Perşembe

8 Subat...

8 Subat...Tarihde önemli bir gün mü bilmem...Benim tarihimde önemli bir gün..Amsterdam'da son günüm...Çekildim Müge'nin evine sıcak cayım, cıkolatalı kruvasanım son günümü anlatmanın peşine düştüm...Şehrime yazıda veda etmeye...

20 Ekim'de şaşkın gelmiştim sana...Tabiri caizse içimden de hiiiiççç gelmek farklı bir yerde olmanın zerre motivasyonu yoktu...Yol arkadaşlarım vardı yanımda benden daha heyecanlı...Ama ben yenik böyle tabir yine caizse şuursuz gelmiştim...Ne yapmam gereken sorumluluktan bir haberdardım ne de tek başıma yabancı bir şehirde ne halt yiyeceğimden...

Ama sen beni o kadar iyi ağırladın ki...Her gün farklı bir güzelliğinle şehrine kattın beni...Dakka yalnız bırakmadın...Her anımda şaşırttın, mutlu ettin...Teşekkür ederim sana...An ve an bağladın tekrar yaşama...Moral verdin..Eteğindeki tüm güzelliklerinle sen bana hoşgeldin dedin...Elim boş gelmiştim...Öyle dolu gidiyorum ki senden...Her anım için teşekkür ederim sana...Sende özlemlerimde yer alacaksın...Hatta özlemlerimin nadide parçası olacaksın söz!

Çok Ülke-Şehir görmedim belki...Ama bana deseler yine gider misin Amsterdam'a...Gelirim...Yaşarım sende...Ama kusura bakma da ömür boyu değil..Benim yerim İstanbul...Sen iyileştiğim ve özgür olduğum şehir...Sen hep içimde anılarımın baş kösesinde yer alacaksın ama İstanbul içindekilerle beraber baştacım...Ah İstanbul girdin yine araya:)

Veda sözlerine yakışmayan güzel şehir...Tekrar görüşmek dileğiyle...o an yine geldiğinde umarım bu sefer sana gelişimde iç düzenimde farklı olurum...Farklı hissettiğimden farklı görürüm umarım güzelliklerini...Farklı yaşarım seni...

Son söz: İçimde ki huzur ve mutluluğun adı...Ben seni kendimde yaşatmaya devam edeceğim...Teşekkür ederim tekrar...

30 yaşıma geç kalmış bir merhaba...

30 yıldır bu can bu beden ve bu ruh geçinip gidiyoruz...Kırmadık hiiiççç birbirimizi...Yer yer ruh önde gitti can düştü peşine...Yer yer beden...Ruh geride...ama ne yaptıksak beraber...ne yedik içtik gördüysek beraber...

Çok eğlendik aslında...Kırıldık belki ince ince ama hiçç kırmadık kimseyi...En azından bilerek can acıtma pahasına değil...Bilmeden kırdık kırdıysak...Güzel günler gördük...Güzel insanlar tanıdık...Yolumuzu aydınlattık...Parçalarımızı tamamladık...Ağladık yer yer içimiz sökülünceye kadar...Ruh acısı, can acısı ve beden acısı bir oldu...Ama sonuna kadar da gülmesini de bildik yine beraber...

Baktık ki nihayetinde iyi ekip olmuşuz biz...Kimsenin varında yokunda gözümüz yok...Derdimiz sırası, yazısı belli ömür çizgimizi kendimizce renklendirmek...Farkettik ki...Biz renkleri iyi kullanır olmuş, kompozisyonu baştan iyi ve mutlu kurgulamışız..

30 yıllık bu güzel tablo bir 30 yıl daha değerini korurda nefes alırda kendine farklı renk katar mı, bilmem..Bildiğim birşey var ki biz ekipcek var oldukca mevcut renklerimizi korumaya, yeni renkleri hayatımıza katmaya, asılda "yaşamaya" devam edeceğiz...

Sözü öz tutmak gerekirse 30 yaşımın tüm güzelliklerine selamlar sevgiler...Gelecek güzel renklere de...

10 Ocak 2012 Salı

İstanbul vs Amsterdam...

Icimde İstanbul'a dönmek için öyle büyük bir istek, özlem var ki, tarifi yok!
Gidersem diye başlıyor cümlelerim...Sözler veriyorum kendime...Yeni başlangıçlara...Değişime...İçimde özlem duydugum herseye dışımda nasıl kıymet göstereceğime...Sarılmış, kabuk bağlamış yaraları kanatmayacağıma...Daha güçlü olacağıma...Inandığım ne varsa ulaşmak için yine mücadeleme devam edeceğime...Yüreğimdeki heyecanlarımı herdem yeşil tutacağıma...Sevdiklerimle daha fazla zaman geçireceğime...İstanbul'a söz söylemeyip söyletmeyeceğime...Moda'ya yine yürüşler yapıp Adalar vapurunda martılara yine simit atacağıma...Beyoğlu'nda, Beşiktaş'da, Nişantaşı'nda, Beyazıt'da nefes alacağıma...Santral Kampus'den koşarak içeri gireceğime...Hiçbirşey için acele etmeyeceğime...Kaçan otobüs/vapur/ tren için üzülmeyeceğime...Kırmızı ışıklara/yeşil ışıklara duruma göre lanet etmeyeceğime...Ne varsa nefes alırken sağ iken tecrübe ettiğim herşey Allah'dan deyip kabul edeceğime...Her yeni doğacak günün güzel farklı fırsatlara gece olacağına...Kısacası nefes aldıgım her gunun hediye gıbı yasayacagıma daır sozler kendımce...Ne kadar az ayrı kaldık senden Istanbul! Ama kendimden ayrı gibi ben seni çok özledim...

Bu özlem ve özlemin tetiklediği İstanbul'a dönme isteği belki bu şehri "Amsterdam'ı", kendimce huzurla kurduğum "bence" bu yaşamı ardımda bıraktıgımda daha az üzülmek için mi diye de sormadan edemiyorum kendime...Yok Amsterdam, seni de unutmayacağım...Yazgımın özgür şehri...Sende iyileştim ben...Teşekkür ederim sana...Karşıma çıkardığın insanlara..Kanallar boyunca uzanan geçmişin izlerine...Masal dokuna...

Ama sen benim değilsin, benden değilsin...Dilerim yine karşılaşırızzz ama ben İstanbul derim...Öz, aile, arkadaşlar, "Ülkem" derim...Değil derdim zorum seninle ben Ülkem'i, şehrimi ve özümü severim...Amsterdam sana teşekkürü bir borç bilirim bana kattıkların için ama ben sendeki kolaylığı değil şansız Ülkemin, keşmekeş İstanbul'unu  ve hiç kolay olmayacak her anı ayrı zor Ülkem'de yaşamayı severim...

İstanbul dilerim kararım da yanımda olursun...Dilerim sen de bana hoşgeldin dersin...

Çok sevdiğim bir şiir ile özleme son vermek isterim...
Cahit Sıtkı Tarancı'nın dediği gibi:

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yasamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet o da ölümden olsun.