10 Kasım 2012 Cumartesi

uzaklara...

adı Uluyamaç...yamacın tepesinde...garip bir yer burası...sence sana ait sana dair kısıtlı herşey...doğmamışsın orda...büyümemişsin...bilmezsin kışı nasıl geçer? baharını toprak nasıl karşılar? kışın 10 hane açık, yazın bu sayı olsa olsa 25...hep beller bükük...ölesiye sanki dertleri varmış gibi bedenleriyle...dinlenmek nedir bilmezler...sabah bir kör vakitte kalkar...akşam kör karanlık çökünceye kadar ekin tarla çalışır didinirler...sorsan hepsinin hikayesinde ayrı görmüşlük gizli...ayrı ayrı acılar var hep...dinlesen seni de alır götürür...için burkulur elbet...sanki çalışırlarsa gün geçer de ömürlerini doldururlar...nihayet bulursa nefesleri sevdiklerine kavuşurlar...
 
çok az bulundum bu uzakta...tabi farklıydı benım oradaki varoluş amacım...sabahtan akşama köyün sınırlarını çizerdik de yorulmazdık...gezerdik...çocuksun...istanbullusun ne yani ne yapacaksın...
 
bildiğim... oralara dair anımsadığım...bir ruzgarı eser böyle keskin... bir acı toprak kokusu genzine siner...yakar böyle canını, acıtır...tarifi eksik yetersiz...sanki yarım kalan, eksik kalan her hayattan ince bir serzeniş gibi gelir içine siner...sana ne olur o sıra anlamazsın...neyın yarım ki...maşallahın var aslında...ama o ruh haline girersin ister istemez...ağırlaşır ruhun sana...bakarsın etrafına...acırsın...gün görmemiş insanına acırsın...bir zaman bolluk bereketten dolan evlerin şimdilerde harabe oluşuna acırsın...ot bitmez, suyu azalır, doğası değişir acırsın...insanı yiter, gider acırsın..."önce vatan" yazısı silinen dağına, yolu yıkılan şifalı su kaynağı göğbayır'ına, her geçen gün biraz daha azalan bir başka değerine üzülürsün...acırsın böyle kimseli iken kimsesizliğe, varken yoksulluğuna, insandan yoksunluğuna...hiç dersin ya... hiçbirşey yok...ailenin köklerine saygındandır oralara dair duydugun his...değerler yok olmasındır çaban direncin...ömrün geçmese birebir orada ömrü geçenlere duydugun derin saygıdandır sevgin, hurmetin...böyle adı geçtikçe içlenir, dalarsın...bildiğin garip hissedersin kendini...
 
haneler azaldı...ölüm var elbet...cevdet amca rahmetli oldu...önce vatan yazısı silindi...göğbayırın yolu yıkıldı... kimse suya gidemez oldu...susuzluktan kuruyan fideler oldu...çağlayan dereler kurudu...keklikleri, geyikleri azaldı...toprağı sanki küstü de ne vişne verdi ne dut...dediler ki gidenler oldu ya elbet, köy de küstü kendince...ama dönsen baksan özüne...orda bir köy var uzakta...gitmesende kalmasan da o köy bizim köyümüzdür, derdin aslında...asılda...şimdi duydum ki...bizim oralarda altın madeni varmış...hiç demekteymiş hata...değerliymiş aslına bakarsanız bizim oralar...altın çıkartacaklarmış...çevre köyler satılmaya başlanmış...şimdi içim bir kez daha yandı...insan yoktu, can yoktu ama toprak vardı, su vardı...şimdi onlarda yok olacak...ne hal çare gelir bilemem, bilmem elimden bir başıma...ama toprak candır...cana kast olur mu? o altın çıkacak diye toprağa nasıl zulum edilecek...o zulum suya karışacak...canlar yavaş yavaş yok olacak...birlik olunmalı tez...toprağına geleceğine sahip çıkmalı insan...çok geç kalmadan...gelecekte pişman olmadan...tez ayaklanmalı...
 
 
 

inanmak iman etmek...

dinimi yaşamak adına başımı kapatmayı seçmedim...oruçlarımda tam değildir benim...1 yıl tam zamanlı namaz kılsam kılmadığım zamanları örtmez...tüm duaları da bilmem...

bildiğim inandığım şey...özde özünde doğru olmaktır benim...kötülük istememek kötü düşünmemektir kimse için...şükretmektir...kalbe dönünce vicdandir din...orası rahat mı? gerisi hikayedir...kul hakkı yememektir...muhsin olmaktır ne yapıyorsan yap...çalışmaktır din...kimseden korkarak değil  ne yaparsan yap en iyi şekilde yapmaya çalışmaktır...elinden geleni yaptıktan sonra ne geldiyse başına kabullenmek, öğrenmek ve en nıhayetınde vardır bir hikmeti demek O'na sığınmaktır din...hayrı dilemek hayra inanmaktır...nefesine ve etrafındaki tüm nefeslere saygı duymaktır din...

inanmak iman etmek yaradanın birliğine ve senin birlikteki payınadır din...o nedendir ki hiçbir din bir başka dinden üstün değildir...en nihayetinde ortak inançta Yaradana şukretmek yakın olmaktır din...

3 Kasım 2012 Cumartesi

"pre"-aydınlanmalar...


çıksam dışarı sorsam sevdiklerime nasıl bilirsiniz beni diye...çalışkan, azimli, dürüst, deli, sevecen, cabuk parlayan-cabuk sönen, karamsar bazen- bazen hayalperest derler zannımca...dönsem içime sorsam kendime ben kimim diye..cevap bunlardan daha fazlasıdır elbet...çözümlenmemiş yanlarımın, farkında olduklarımın olmadıklarımın bütünüdür ben...tanrının yeryüzündeki nefesiyim kısacası...farkında olsak aslında hepimiz o kadar büyüyüz o kadar kıymetliyiz ki...yeryüzünde ilahi bir nefesin parçasıyız...bundan der Hz Mevlana; Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü...ya da Kuran-ı Kerim de Yaradan buyurur "Ben size şah damarınızdan daha yakınım diye"...

nasıl büyük bir his dolduruyor içimi böyle düşününce...şükre başlıyorum..deneyimlediğim herşeye, yanımda yürüyen, yoluma cıkan  herkese ruhuma kattıklarından...keşiflerimden...yazımda olduklarından...
 
zaten farkında olmadan farketmişim ki Ben! ne kadar şanslıyım der dururdum hep iyi insanlarla karşılaştım diye...Yaradan'ın nefeslerinde parça parça kendimi bulup nasıl bir öze bağlanmışım bilmeden...