31 Ekim 2011 Pazartesi

Karşılaşma...

Nasıl da geçiyor zaman hızla…Önceleri ne anım var ki diyordum sokağında, caddesin de yada kanalında? Böyle ait değil arada derede ne yerde ne gökte öyle yani öylesine geçiyordum herşeyden…Tabi, kabul ediyorum…Güzel şehir, dokusu, havası, binası, evleri ama senden değil ki? Yolları, gördüğün insanları, geçtiğin sokakları İstanbul’a benzete benzete yaşıyorsun…Masal şehir diyorsun ama için hep buruk, özlemde...Bi takılıp düşmedim bile dedim kendi kendime…Genelde kafamı  gözümü dizimi yardığım yerleri daha iyi hatırlıyorum da…Kan dökmüş oluyorum zira…Ama sanki yasadıkça flu resim canlanıyor…Daha genişliyor büyük resim…Artık bazı yerlerde direkt beyincik devreye giriyor bakmışım ki evinin yoluna girmişim dalgın olsam bile…

Zaman diyorlar ya herşeye deva…yaraya…umuda…alışmaya…kabullenmeye…işte zaman geçtikçe sanki seni kabul ediyor şehir…bakmışsın…sen de alışmışsın…öyle işte inceldiği yerde kopar diyorsun…

Ama idda ediyorum ki…Bu şehirde birileri olmalı senle…Kesinlikle…Aynı şeylere gülebildiğin, paylaştıkça çoğalabileceğine inandığın, güvenebileceğin birileri olmalı…Şanslıyım ben…Varlar…Bir de kan bağı var…

Istanbul…Bilirsiniz farklı çeker insanı içine…Öyle alır seni öyle götürür ki, bakmışsın öyle koşturmacadasın ki kendini bile unutmuşsun…Kaldı ki eşini dostunu göreceksin…Büyük lüks...Benim Metin abiyi ve Melike ablayı tanıma şansım olmamıştı Istanbul’da iken…Ama bilirdim bir Metin abi var… Hem de çok sevdiğim kendime örnek aldığım Tülay ablamın kardeşidir o Metin abi… Müzik ile ilgilidir…Sesi çok güzeldir…Gitar çalar, bilirim…Ve  O Metin abi, Amsterdam’a yerleşmiştir üç yıl önce…Bilirim ben…

Herşeyin bir zamanı var sanırsam…Olma zamanı…İşte benim görüşme zamanım gelmişti Metin abi ve eşi ile…Pazar günü evlerinde ziyaret ettim onları…Sanki ben yıllardır tanıyordum kendilerini onlarda beni…Hatta yanına yaklaşabildiğim kedileri bile beni sessizce izlerken yanıma sokulurken o da aynı fikirdeydi sanki...Ben ise belli bir mesafe aralığında yaklaşabildiğim ender kedi listeme almıştım Kor’u (Core: Umarım doğru yazıyorumdur adını. Hoş alınmaz herhalde söylemezsekJ)  

Melike abla özlemişsindir diyerek Türk kahvesi yapıyor, çay demliyor, kebap ve tatlımızı yiyoruz…Nihayetinde çıkıyor ortaya hünerler...Ve ustasının yardımıyla gitarın tellerinden çıkan notalar odadaki her bir eşyaya dokunuyor ve Metin abinin sesi ile birleşiyor nihayetinde o an herşey o müthiş nota ve ses geçişine selam duruyor…An durmuş, herşey durmuş ve eminim paralel evrenler de bile saygı duruşu var…O an canlı, hayatta olan herşey notaların geçişini izliyor...Ve Metin abi diyor ki…Bu nasıl bir beste nasıl bir söz…Ben söylerken ağlayasım geliyor…Müzik böyle bir şey işte diyorum içimden…Ayrı bir ruh hali...O an bir tören sanki…Melike abla ise bu törende Metin abinin en büyük destekçisi...Öyle bir saygı var ki…Metin abinin sesinde hayat bulan her söz, tellerden çıkan her bir nota aslında ilk ona uğruyor…

Müzik ayrı bir ilgi alanı onlar için…Evlerinde bir odaları müzik için ayrılmış…Hayatın hırslarından uzak, belki canlarını acıtan insanlardan bile uzak, en acısı sevdiklerinden uzak notalarda hem keyifle hem özlemle zaman geçiriyorlar…Çekimler yapıyorlar…Bir köşe yaratmışlar kendilerine…Öyle işte duru, samimi, içten yaşıyorlar kendilerini…Müzikle yoğruluyorlar…

Ben de açılıyorum o sırada…Çok utanırım aslında şarkı söylerken…Ama öyle olmuyor işte…Nihayetinde ben de birkaç bir şey söylüyorum…Iddam yok ama kulak varmış onayı alıyorum Metin abiden, Melike abladan…O gece için yetiyor bana… Fazlasında da gözüm yok zatenJ  

Ve en nihayetinde gitme zamanı gelince geçirdiğim keyifli zamanın tadı damağında ayrılıyorum o nota evden…Ve bir kez daha diyorum kendi kendime…Ben keşf-i alemdeyim sanki…Her karşılaştığım insanda, canıma yakın bana yakın olan her insan da bir parçamı buluyorum sanki…Söylüyorum sonra yine Tanrılar Okulu söylemini…Seçimlerimle yarattığım dünyadan mutluyum diyorum…Yolculuğumda karşılaşmayı beklediğim herşeye şimdiden merhaba diyorum içtenlikle…Ve bana bu güzel anı yaşatan bu iki güzel insana da tekrar merhaba diyorum…Bir ömür boyu içlerinden ne gelirse yapmayı sağlayacak enerjiyi sağlık ve sihhatle yüreklerinde sonuna kadar hissetmelerini diliyorum can-ı gönülden…

Ve hayatıma çok farklı bir anda giren Amsterdam macerası'nın daha bana nasıl farklı güzellikler kazandıracağını merak etmekten de kendimi alamıyorum:)

27 Ekim 2011 Perşembe

Amsterdam'da haftay-ı devriye...


Yürümek…Şöyle alıp başını hani ayaklarına kara sular ininceye kadar deyiminin hakkını vererek yürümek…Yolda karşılaştığın insanlara gülümsemek…Her an –mazallah- bir bisiklet kazası yaşamamak için sağına soluna dört bir yanına bakarken yanından gecen insanların gölgesini takip etmek…Ah bu zorluklar içinde?! seni kendine hayran bırakan, aslını inkar etmeyip aslını koruyan, hani yaşanmış şehir dedirten, ben masalım, sen hangi masal kahramanısın, diye sorgulatan,  “masal gibi bir şehir – masal şehir” dedirten binalara, yapılara bakakalmak…

Şansının yaver gitmesiyle iki güneşli günle karşılaşmak…Sanki geçiyordum uğradım diyen güneşe inat soğuk havanın ben buradayım diyişini bedenin en ücra köşelerinde dahi hissetmek...Arada sırada kaybolmak…Haritalara sarılmak…Fotoğraf çektirmek güzel anları yakalamaya çalışmak…Yollarda uğur böceklerine rastlamak…Onlara ait olan şarkıyı söylediğinde uğur böceğinin uçtuğuna şahit olmak…”O Hollanda’ca bilir uçuramazsın diyenlere inat, Türkçe parça da J Uğur böceği uçuşu izlemekJ

Sonra alışveriş için uğradığın marketlerde envai çeşit yemeklerin içinde kaybolmak...Geri dönünce en az şu kadar kilo almış olurum herhalde diyip, şimdiden uvvv nasıl veririm bu kiloları diye düşünmeye başladığında, saçmaladığını farkına varıp tekrar yemeklere yönelmek…Kivili portakal suyundan birkaç şişe almak…Öğlen yemekleri için işte iyi olur diye birkaç çeşit salata almak…Meyve  almayı da unutmamak...Avrupalı gibi çalıştığın masayı mevye ile donatmak bilinci ile “alayım  tabi meyve iyidir, meyve alayım” demek…

Ve sonunda işe gitmek…Şu bir haftalık gözlemde bu şehrin sadece sabahları telaş içinde olduğuna inanmak…Herkes bir an önce görevini yerine getirmenin ve geri dönüşte huzur neredeyse onlar için oraya geri dönmenin planlarında olduğunu anlamak…Bu koşuşturmaca içindeki insanların sabahlarını iş dönüşleri ve hafta sonları ile karşılaştırmak…Sonra bir kez daha fark etmek sabahın telaşı ile akşamın-hafta sonunun sükuneti arasındaki farklı Amsterdam’ı…Amsterdam Central’a yaklaşınca korna, bisiklet seslerine boğulmak ve sonrasında kalabalık tramvay durağın insanlar arasında kaybolunca anlamak bir kez daha…İşte yine o zaman fark etmek yaşadığın yüzyılın gerçeğini…Masaldan uzaklaşmak…

Güler yüzlü insanlarla çalışmak yeniden…Çalıştığın binaya girer girmez tanıdığın tanımadığın insanlarla selamlaşmak…Daha önceki katıldığın eğitimlerden insanlarla karşılaşmak ve dünya gerçekten küçük demek…Yemek için, çeşitli organizasyonlar için sözleşmek…Görüşmek için fırsat yaratmaya çalışmak…Bir sene öncesinden, eğitimden, dünyadan aslında hayattan  konuşmak nihayetinde dilinde dininde farklı olan bir insanla bir arkadaşlık başlatmış ve devam ediyor, ne güzel demek…Bir de ser de taa içerde kalpte Allah’ım birkaç bir şey başarmadan, bir fark yaratmadan bir küçük katkı yapmadan geri dönmeyeyim diye dualar etmek…Ek olarak kaza beladan da koru beni yarabbimmm demeden de kendini alamamakJ

Birde arkadaş yolculukta tanınırmış diyenlere hak vermek…Güzel Müge’den emin olmak bir kez daha…Onunla aynı şehirde keyifle geçen bir haftanın daha geçecek birçok güzel keyifli anlara gebe olacağını bilmek...Güzel insanlar tanımak birde…Aynı şeylere gülmek…Aynı geçmişi paylaşmak ve ne güzel ne mutlu bize Türküz demek!

Sonra özlemek sana dair ne var ise…Aileni…Arkadaşlarını…İşini…Soluduğun havayı…Kendi toprağında ait olma duygusunu…Sabah akşam geçtiğin güzel Boğaz’ı…Uykusuz okumayı…Moda’daki dostları...Daha yazması vakit ve epey yer alacak sana ait ne var ise seni sen yapan, hepsini özlemek sonuna kadar…

Bunları yazarken Allah’tan yarın Cuma demek birdeJ

Mek’li mak’lı böyle bir hafta geçti Amsterdam’da…3 ay sürecek bir yolculuk benimkisi…Allah’tan kısa…J

Bu yolculuk öncesi beni havaalanına kadar yolcu etmeye gelen özel insanlara özel sözlerde olmalı tabi…Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u unutmamak gerekJ Canımın merkezindeki güzel ailem…Özledim sizleri çok…Kavuşması garantili ayrılıklar diliyorum bizlere sağlık ve sihhatle…Bu yazıyı okuyan herkese…

 Böyle geçti bir hafta işte…Kısaca…böyle…

25 Ekim 2011 Salı

merhaba demek...


Merhaba....Neye, Kime, Nasil ve Nereden dediginden bagimsiz `Merhaba` demek cok cok guzel bir duygu!

Her blog`un bir kurulus hikayesi var sanirsam benimkini de sizlerle paylasacagim.

Ama ilk soz onun: Umarim yasam seyrimle devam edersin Blog`um...Bu baslangic bu merhaba once sana olsun! Merhaba Istanbulseyirde...