20 Kasım 2011 Pazar

Gitmek fiiline...1. ayıma...

Gördüğüm güzellikler göreceklerimin teminatı oldu sanki...Fotograflayamaz gördüklerimi, anları hiç bir makine...Kadraj'a giremeyen önemli detaylar var...Şehrin nefes alışı, kokusu var sanki...Eksik fotograflar bundan...Güzel demek yetmez bu şehirde başka sıfatlar aranmalı ama sanki İngilizce'den Türkçe'ye çeviri de yaşanan hani tam anlamı verememek endişesi gibi...Ne bileyim..Güzel de demek yetmiyor sanki..Sadece kalpte yurekte her hücre de daha ne güzellikler bulacak beni sorusu sorunca saolsun işte, yaşanmışlıkları örnek alarak evren daha güzel örneklerini sanki getiriyor karşıma...Ne çok güzel dedim ama ne olur anlayın "Güzel" işte...

Ama bazen öyle bir hasret yakalıyor ki...Bir şarkı da...Keskin içine işleyen rüzgarda...Bir resimde...Yada geçen sene bu zamanda...Bir dost mesajında...Yada "yavrum, ne olur üşütme kendini" diyen anne mesajında...O zaman kör oluyorsun...Gönül gözün dahi kapalı...Geçer mi zaman?...Geçer de "bu gitmek" son bulur mu, diyorsun...Tarifi olmayan bir duygu kaplıyor içini...Diliyorum, dua ediyorum kavuşması garanti ayrılıklardan olsun diye...Bu vakitli...Sayılı gün geçecek...Ve o zaman bu gitmenin bana bıraktığı hoş anılarda; kapısını acıp kapadıgım basta baya kavga edip alısmaya direndiğim ama nihayetinde Derman çifti ve Bir Bulut hanım ile alıştığım bana ait 1.5 katlı evim:), severek ve başarıyla yürüttüğüm iyi niyetle çaba ile elinden gelenin fazlasını yaparak katkı sağladığım projem, yeni edindiğim ve daha önceden tanıdığıma şükrettiğim arkadaşlarım, dostlarım, sıcacık içime işleyen anılarım yer alacak....

Ben hep gitme eyleminin peşindeydim aslında...Gitmek, şöyle bir temiz ardında bırakmak herşeyi...Temiz...Belki kendini yeniden keşfetmek için, kim geri de kalır kim seninle gelir belki iyice anlamak için, en nihayetinde uzaklaşmak asılda, aslında biraz da nefes almak, iyileşmek için...Gitmek hep havalı bir eylemdi benim için...Nihayetinde havasına kapıldım...Bir temiz Gittim...

Ve farkettim ki aslında gitmek geçmişinde yer edinmiş herşeyin özlemini tetikliyor...Aslında gitmek, dönüşün özlemini hareretliyor...En nihayetinde dönüşüne, nasip olursa elbet, büyük kararlar aldırtıyor...Asılda amacına ulaşıyor...Nihayetinde iyileştiriyor...Böyle gitmelerde anlam buluyor kavuşmalar...Şükrediyorsun yeniden...Hep yanındayken var olanların kıymetini, gittiğinde ayrı kaldığında onları varken yanında olmadıklarında var-yokluklarında özlüyorsun, anlıyorsun...Ve şükrediyorsun..Var olsunlarda kavuşmak geleceğe kalsın...O eşsiz gelecek geldiğinde tüm ayrı kalınan dakikalar nazar boncuğu olup zamanda asılı kalsın....Nıhayetinde duanı buluyorsun sonunda...Tüm gitmeler büyük anlamlı kavuşmalara gebe olsun diyorsun...

Derman Çifti ve Bulut Hanım'a...

Bayram gibi geldiler...Bayram'da geldiler...İstanbul getirdiler valizlerinde...Sarılışlarında dostluk...Amsterdam'dan bir Derman çifti ve Bir bulut hanım geldi geçti...Onların gidişlerinden 1 hafta geçti..Gelişlerinden 2. hafta...Özledim kendilerini...
Biz es kaza Bozcaada gezi ekibi olarak bir araya geldik...Amsterdam- Hollanda gezisi ile sınırları aştık...Belçika-Brugge yollarında sınırsızlığa şaştık...Beraber olmanın, aynı şeye gülmenin, ekip olmanın, yeri geldiğinde birbirimizi idare etmenin, anlamanın, tanımanın farkına varıp arkadaş olduk..Dost olduk...

O kadar keyifliydi ki her an...İş çıkışı katılsamda aralarına eve bir gelişim vardı...Koşarak...Bekleyenler vardı evde... Kapıyı açacak evde güzel benden sesler vardı duymayı arzuladığım...Her akşam neleri keşfettiklerini öğrenmek, onları dinlemek, gülmek, konuşmak, yalnız olmamak evde...Evine daha da alışmak...Ah be herşey insanla güzel, dostlarınla güzel demek içinden...Nasip-Kısmet ikilisine tesekkur etmek bir de...Gelişlerine vesile oldukları için...

Ben onlarla daha da sevdim sanki...Alıştım bir şekilde...Kabullendim geçecek ayrılık süresini...Ama onları havaalanına bıraktıgımda anladım ki...Kalan olamam ben...Sevdiklerimin ardında kalan hani...Neredeyse koyun valizinize beni de diyecektim...Ayrılık saatinin yaklasmasına izin vermeden erkenden geldiğimiz havalimanından bende izin isteyerek erkenden ayrıldım...Ne diyim...Yaşlanıyorum heralde...Böyle el sallamak istemedim...İçim de yalnızlık büyüdü, gözyaşı oldu döküldü...Dedim sonra, burda yaşasam, her ay gelse sevenlerim, her ay ugurlasam böyle....Olmazzzzz...Geride kalan olamam...Ben olamam...Her geliş gidiş de daha da azalırım...Ya bu bana göre değil...Giden de olamam onu da gidince anladım:) Ben nefes aldığım, bana ait, bütünümün parçaları neredeyse yerim orası benim...Ne giderim ne kalırım bundan sonra, arkadaş! Ben hep anda...İçimden ne gelirse sevdiklerimle keşfetmeye devam ederim...Ayrı kalırsam da birilirim ki sayılıdır geçer...Her sayılan an büyük kavuşmayı tetikler...
İyi ki geldiniz tekrar...İyi ki daha ne güzellikleri beraber gezip göreceğiz tekrar...Aslında kısacası ve en anlamlısı belki iyi ki hayatımdasınız ve çemberimin merkezine yakınsınız...

3 Kasım 2011 Perşembe

Biraz da gulelim...

Aslında güldüğümüz çok an var bizim Amsterdam da..Özellikle Yıldız ve Müge beraberken...Çünkü yaşanması gereken her case bizde de hayat buluyor gözlerimizden yaş gelinceye kadar gülüyoruz...
Bunlardan bir kaçı özellikle Türklerle karşılaşmalarımız aşağıda...

#1: T-mobile'dan hat alacağız kı ailemizi arayalım. Dam'a yakın bır T-mobile şubesine gidiyoruz..Kalabalık...Bi de burda çalısşanlar bizim gibi değil. Bizde nasıldır: aynı anda 10 kişiye bakar muşteri temsilcileri..Her müşterinin problemi/isteği acildir. O an çözülmelidir. Burda sukunette hersey herkes..Bıraksak uzun sohbete dalacaklar..Yine araya girmeye çalışıyorum..Türk usulu...Bence mantık basit. Yeni hat verecek  ve biz parasını ödeyeceğız. Ama o profesyonel, şu anda meşgulüm biraz sonra sizi alacağım diyor..Ben de senin ülken (hoş seninde değıl afro diyorum içimden tabi) öyle olsun diyorum. Sıramı beklerken esmer bır kız yaklaşıyor. Müge inglizce iletişime başlıyor..Benim gözüm kızın yaka kartına ilişiyor...Kızın adı Tugba!! Tugba diyorum Tugba sanki kızın kırk yıllık arkadaşı gibi..Kız gayrıihtıyari efendim diyor..Tugba tabi dıyorum..Türksün sen..Türküm diyor...Biz orda dalgalanda sende safaklar gibi ey şanlı hilal, olsun artık sana dökülen kanlarımız hepsi helal formatına geliyoruz:) Tugba saolsun bizimle ilgileniyor. O anda şubenın gider borusu patlıyor, nasıl oluyor anlamıyoruz tabi, inanılmaz içerde bir koku...Canımızı zor dışarı atacagız, Muge, Tugba hanim bir problem olmaz di mi diyor?...Ben bak Tugba diyorum, olursa bir problem geliriz..O da her zaman diyor...Ayrılıyoruz dukkandan... 

#2: Albertheijn'da alışveris yapıyoruz Muge ile beraber...Beni sıkı tembihlemişler hem işten hem evden..Kesinlikle protein agırlıkla beslen ki soguklarına dayanabilesin...Yoksa rüzgarda yaprak misali kanallari boylarsın!! Bol bol süt iç demişler bana...Ben de bir umut Darwin'den kullanılan uzuvlar uzar söylemi kalmış aklımda...Benim de süt içmekten boyum uzamazsa boynum uzar bir kac cm farkederim, ee suttde destekler diyorum içimden...Albert amcada direkt peynır sut reyonuna gidiyorum...Bakıyorum bakıyorum...Daha önce egitimde sut diye baska birşey içtiğimden sormak istiyorum bu Melk bizim Milk mi diye:)...Orda sarısın bir cocuk rafları duzenliyor...Diyorum bu Milk mi? Sorum ile gözümün çocugun yaka kartına ilişmesi an meselesi..Çocugun adı Turgut!! Turgut ya Turgut! Türk müsün? Türküm abla! Yaşa var ol Harbiye! Yıkılmasat ve dinle! Göklerden gelen sana ne diyor bir dinle! Asil kan formatı bende yine.. Yardım et bakalım diyorum...Yardım ediyor...gösteriyor..öğretiyor...Müge ikinci kez bir Turk bulmama şaşırıyor...

#3: Hema'da  alışveris yapacagız ama öncesinde bir kahve içelim diyoruz...Giriyoruz Yıldız ile sıraya...Ah diyorum ben kahvemin yanina çıkolatalı birşeyler de olsa diyorum. (Deli gibi yiyorum zaten) Bakıyorum bakıyorum yok...Sıra bana geldi...Esmer bir çocuk kasada...Diyorki 3eur..Çıkolatalı kurabiye var mı diyecegim bir de...kurabıye kısmında gözüm yine yaka karta kayıyor...Mustafa! Mustafa diyorum...Cocuk gayrııhtıyarı efendim diyor:) Türk müsün Türküm:)

Bunların hepsı emın olun oluyor...Oyle bir andayız ki...Turk gormek ozellikle ilk gunlerimizde bizi inanılmaz mutlu ediyor..Bir nebze memleket özlemi diniyor..

#4: Cuma iş çıkışı öğreniyoruz ki ING Rock Gruplarının bir partisi var. İş yerimize cok yakın...Gidelim diye karar alıyoruz...Gidiyoruz da...Cok basarılı bir grup vardı hatta..Solisti için ser de iyi yorumlar yapıyoruz...Bir de bu grup Kredi Risk birimlerinden oluşunca şaşırmadan da edemiyoruz:) Yıldız o akşam Belçika'dan bir misafirini alacağı için erken çıkması gerek...Onu yolda yalnız bırakmayalım diye bizde onla beraber geç kalmadan gidelim istiyoruz...Muge ve bende burda kullanılan ve kişiye ait olan yolcu kartlarından var...Yıldız daha o kartlardan almamış...Metro ile central station'a gideceğiz....Bakıyoruz ki tren bileti alabildiğimiz makınalardan bu istasyonda yok...Yıldızda da bılet yok...Muge kendisi gectikten sonra kendi kartını Yıldız'a uzatıyor...Ben o sırada onlara baka kalıyorum...Sonra Muge'den kartı alan Yıldız kendi için basınca akıllı makine Yıldız'a geçişe izin vermiyor...Cunku bindiğin durakta check in indiğin durakta check out yapıyorsun, yanı bir kez kullanabiliyorsun...O sırada Yıldız ben nasıl geçecem diyor...Ben de diyorumki yapış bana Yıldız...Beraber geçeceğiz...Yıldız ile turnikeden kardeş kardeş geçiyoruz:) Ama öyle gülüyoruz ki...Koskoca OV Chipkardlarına Akbil muamelesi yapıyoruzz..Asıl muamma Central Station da check out yaptıgımız zaman ordaki kontrol noktasında ne diyeceğiz...Yıldız teleşa düşüyor ben nasıl inicem diye...Cunku her noktada kontrol var..Biz diyoruz ki OV chipkartım vardı..kaybettım de...Olmaz diyor gerçeği söyleyeceğim...Ya söyleme..Söyleyeceğim derken..Biz yankee arkadaşlarına kanan Yıldız...Yalan soyleyecek hazır...Ama o kadar tedırgınız ki...O psikoloji ile bir durak once inmişiz...Orda bekleyen gorevlılere Yıldız OV chıpkartımı dusurdum dıyor...Muge ise bıletını dusurdu dıyor...Ben sessizim...Olmadıgım kadar:) Neyseki bı problem olmuyor...görevliler temiz yuzlu 3 kıza yardım ediyoru...İstasyondan cıkınca Niewmarkt diye bir yerde oldugumuzu anlıyoruz...Gulmeye devam edip yanlış yerde indik ama buraya bir gun yemege gelelimm diyoruz:)

# 5: Benim burda bulunduğum gün içerisinde bir çıkmaza giren temizlik hizmeti sürecim...geçtiğimiz pazartesi son muammasını yaşadı...Muge ve Yıldız iş çıkışı bana geldiler...Temizlikçi de gelecekti...Ama gelmedi...Belki gelir umuduyla karşıdaki...Toscana adlı pizzacıya gidelim dedik...Pizzaları sıparıs ettık...Afiyetle yedik...Kalkacagız...(Bu arada temızlıkcı hala yok..) Esmer bir adam bizim bulunduğumuz masanın yakınındaki bir dolabı acacağı için bizden Dutch kelimelerle izin istedi. Bizde anladık ne hikmetse, sandalyemizi duzelterek kendisine izin verdik...Kesin Türk dedim Müge'ye...Çünkü artık dedektördüm...Hissettim..Müge'de döndü...Sana güveniyorum bence de dedi..Adam bize dönerek Türk müsünüz dedi? Evet abi Türküz:)

Sudan çıkmış balık formatındayız...Ama keşfetmek güzel...Gülmek güzel....Allah korusun diyelim kazadan beladan kötü insanlardan da gülerek keşfetmeye devam edelim:)