Nasıl da geçiyor zaman hızla…Önceleri ne anım var ki diyordum sokağında, caddesin de yada kanalında? Böyle ait değil arada derede ne yerde ne gökte öyle yani öylesine geçiyordum herşeyden…Tabi, kabul ediyorum…Güzel şehir, dokusu, havası, binası, evleri ama senden değil ki? Yolları, gördüğün insanları, geçtiğin sokakları İstanbul’a benzete benzete yaşıyorsun…Masal şehir diyorsun ama için hep buruk, özlemde...Bi takılıp düşmedim bile dedim kendi kendime…Genelde kafamı gözümü dizimi yardığım yerleri daha iyi hatırlıyorum da…Kan dökmüş oluyorum zira…Ama sanki yasadıkça flu resim canlanıyor…Daha genişliyor büyük resim…Artık bazı yerlerde direkt beyincik devreye giriyor bakmışım ki evinin yoluna girmişim dalgın olsam bile…
Zaman diyorlar ya herşeye deva…yaraya…umuda…alışmaya…kabullenmeye…işte zaman geçtikçe sanki seni kabul ediyor şehir…bakmışsın…sen de alışmışsın…öyle işte inceldiği yerde kopar diyorsun…
Ama idda ediyorum ki…Bu şehirde birileri olmalı senle…Kesinlikle…Aynı şeylere gülebildiğin, paylaştıkça çoğalabileceğine inandığın, güvenebileceğin birileri olmalı…Şanslıyım ben…Varlar…Bir de kan bağı var…
Istanbul…Bilirsiniz farklı çeker insanı içine…Öyle alır seni öyle götürür ki, bakmışsın öyle koşturmacadasın ki kendini bile unutmuşsun…Kaldı ki eşini dostunu göreceksin…Büyük lüks...Benim Metin abiyi ve Melike ablayı tanıma şansım olmamıştı Istanbul’da iken…Ama bilirdim bir Metin abi var… Hem de çok sevdiğim kendime örnek aldığım Tülay ablamın kardeşidir o Metin abi… Müzik ile ilgilidir…Sesi çok güzeldir…Gitar çalar, bilirim…Ve O Metin abi, Amsterdam’a yerleşmiştir üç yıl önce…Bilirim ben…
Herşeyin bir zamanı var sanırsam…Olma zamanı…İşte benim görüşme zamanım gelmişti Metin abi ve eşi ile…Pazar günü evlerinde ziyaret ettim onları…Sanki ben yıllardır tanıyordum kendilerini onlarda beni…Hatta yanına yaklaşabildiğim kedileri bile beni sessizce izlerken yanıma sokulurken o da aynı fikirdeydi sanki...Ben ise belli bir mesafe aralığında yaklaşabildiğim ender kedi listeme almıştım Kor’u (Core: Umarım doğru yazıyorumdur adını. Hoş alınmaz herhalde söylemezsekJ)
Melike abla özlemişsindir diyerek Türk kahvesi yapıyor, çay demliyor, kebap ve tatlımızı yiyoruz…Nihayetinde çıkıyor ortaya hünerler...Ve ustasının yardımıyla gitarın tellerinden çıkan notalar odadaki her bir eşyaya dokunuyor ve Metin abinin sesi ile birleşiyor 
nihayetinde o an herşey o müthiş nota ve ses geçişine selam duruyor…An durmuş, herşey durmuş ve eminim paralel evrenler de bile saygı duruşu var…O an canlı, hayatta olan herşey notaların geçişini izliyor...Ve Metin abi diyor ki…Bu nasıl bir beste nasıl bir söz…Ben söylerken ağlayasım geliyor…Müzik böyle bir şey işte diyorum içimden…Ayrı bir ruh hali...O an bir tören sanki…Melike abla ise bu törende Metin abinin en büyük destekçisi...Öyle bir saygı var ki…Metin abinin sesinde hayat bulan her söz, tellerden çıkan her bir nota aslında ilk ona uğruyor…

nihayetinde o an herşey o müthiş nota ve ses geçişine selam duruyor…An durmuş, herşey durmuş ve eminim paralel evrenler de bile saygı duruşu var…O an canlı, hayatta olan herşey notaların geçişini izliyor...Ve Metin abi diyor ki…Bu nasıl bir beste nasıl bir söz…Ben söylerken ağlayasım geliyor…Müzik böyle bir şey işte diyorum içimden…Ayrı bir ruh hali...O an bir tören sanki…Melike abla ise bu törende Metin abinin en büyük destekçisi...Öyle bir saygı var ki…Metin abinin sesinde hayat bulan her söz, tellerden çıkan her bir nota aslında ilk ona uğruyor…
Müzik ayrı bir ilgi alanı onlar için…Evlerinde bir odaları müzik için ayrılmış…Hayatın hırslarından uzak, belki canlarını acıtan insanlardan bile uzak, en acısı sevdiklerinden uzak notalarda hem keyifle hem özlemle zaman geçiriyorlar…Çekimler yapıyorlar…Bir köşe yaratmışlar kendilerine…Öyle işte duru, samimi, içten yaşıyorlar kendilerini…Müzikle yoğruluyorlar…
Ben de açılıyorum o sırada…Çok utanırım aslında şarkı söylerken…Ama öyle olmuyor işte…Nihayetinde ben de birkaç bir şey söylüyorum…Iddam yok ama kulak varmış onayı alıyorum Metin abiden, Melike abladan…O gece için yetiyor bana… Fazlasında da gözüm yok zatenJ
Ve en nihayetinde gitme zamanı gelince geçirdiğim keyifli zamanın tadı damağında ayrılıyorum o nota evden…Ve bir kez daha diyorum kendi kendime…Ben keşf-i alemdeyim sanki…Her karşılaştığım insanda, canıma yakın bana yakın olan her insan da bir parçamı buluyorum sanki…Söylüyorum sonra yine Tanrılar Okulu söylemini…Seçimlerimle yarattığım dünyadan mutluyum diyorum…Yolculuğumda karşılaşmayı beklediğim herşeye şimdiden merhaba diyorum içtenlikle…Ve bana bu güzel anı yaşatan bu iki güzel insana da tekrar merhaba diyorum…Bir ömür boyu içlerinden ne gelirse yapmayı sağlayacak enerjiyi sağlık ve sihhatle yüreklerinde sonuna kadar hissetmelerini diliyorum can-ı gönülden…
Ve hayatıma çok farklı bir anda giren Amsterdam macerası'nın daha bana nasıl farklı güzellikler kazandıracağını merak etmekten de kendimi alamıyorum:)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder