27 Ekim 2011 Perşembe

Amsterdam'da haftay-ı devriye...


Yürümek…Şöyle alıp başını hani ayaklarına kara sular ininceye kadar deyiminin hakkını vererek yürümek…Yolda karşılaştığın insanlara gülümsemek…Her an –mazallah- bir bisiklet kazası yaşamamak için sağına soluna dört bir yanına bakarken yanından gecen insanların gölgesini takip etmek…Ah bu zorluklar içinde?! seni kendine hayran bırakan, aslını inkar etmeyip aslını koruyan, hani yaşanmış şehir dedirten, ben masalım, sen hangi masal kahramanısın, diye sorgulatan,  “masal gibi bir şehir – masal şehir” dedirten binalara, yapılara bakakalmak…

Şansının yaver gitmesiyle iki güneşli günle karşılaşmak…Sanki geçiyordum uğradım diyen güneşe inat soğuk havanın ben buradayım diyişini bedenin en ücra köşelerinde dahi hissetmek...Arada sırada kaybolmak…Haritalara sarılmak…Fotoğraf çektirmek güzel anları yakalamaya çalışmak…Yollarda uğur böceklerine rastlamak…Onlara ait olan şarkıyı söylediğinde uğur böceğinin uçtuğuna şahit olmak…”O Hollanda’ca bilir uçuramazsın diyenlere inat, Türkçe parça da J Uğur böceği uçuşu izlemekJ

Sonra alışveriş için uğradığın marketlerde envai çeşit yemeklerin içinde kaybolmak...Geri dönünce en az şu kadar kilo almış olurum herhalde diyip, şimdiden uvvv nasıl veririm bu kiloları diye düşünmeye başladığında, saçmaladığını farkına varıp tekrar yemeklere yönelmek…Kivili portakal suyundan birkaç şişe almak…Öğlen yemekleri için işte iyi olur diye birkaç çeşit salata almak…Meyve  almayı da unutmamak...Avrupalı gibi çalıştığın masayı mevye ile donatmak bilinci ile “alayım  tabi meyve iyidir, meyve alayım” demek…

Ve sonunda işe gitmek…Şu bir haftalık gözlemde bu şehrin sadece sabahları telaş içinde olduğuna inanmak…Herkes bir an önce görevini yerine getirmenin ve geri dönüşte huzur neredeyse onlar için oraya geri dönmenin planlarında olduğunu anlamak…Bu koşuşturmaca içindeki insanların sabahlarını iş dönüşleri ve hafta sonları ile karşılaştırmak…Sonra bir kez daha fark etmek sabahın telaşı ile akşamın-hafta sonunun sükuneti arasındaki farklı Amsterdam’ı…Amsterdam Central’a yaklaşınca korna, bisiklet seslerine boğulmak ve sonrasında kalabalık tramvay durağın insanlar arasında kaybolunca anlamak bir kez daha…İşte yine o zaman fark etmek yaşadığın yüzyılın gerçeğini…Masaldan uzaklaşmak…

Güler yüzlü insanlarla çalışmak yeniden…Çalıştığın binaya girer girmez tanıdığın tanımadığın insanlarla selamlaşmak…Daha önceki katıldığın eğitimlerden insanlarla karşılaşmak ve dünya gerçekten küçük demek…Yemek için, çeşitli organizasyonlar için sözleşmek…Görüşmek için fırsat yaratmaya çalışmak…Bir sene öncesinden, eğitimden, dünyadan aslında hayattan  konuşmak nihayetinde dilinde dininde farklı olan bir insanla bir arkadaşlık başlatmış ve devam ediyor, ne güzel demek…Bir de ser de taa içerde kalpte Allah’ım birkaç bir şey başarmadan, bir fark yaratmadan bir küçük katkı yapmadan geri dönmeyeyim diye dualar etmek…Ek olarak kaza beladan da koru beni yarabbimmm demeden de kendini alamamakJ

Birde arkadaş yolculukta tanınırmış diyenlere hak vermek…Güzel Müge’den emin olmak bir kez daha…Onunla aynı şehirde keyifle geçen bir haftanın daha geçecek birçok güzel keyifli anlara gebe olacağını bilmek...Güzel insanlar tanımak birde…Aynı şeylere gülmek…Aynı geçmişi paylaşmak ve ne güzel ne mutlu bize Türküz demek!

Sonra özlemek sana dair ne var ise…Aileni…Arkadaşlarını…İşini…Soluduğun havayı…Kendi toprağında ait olma duygusunu…Sabah akşam geçtiğin güzel Boğaz’ı…Uykusuz okumayı…Moda’daki dostları...Daha yazması vakit ve epey yer alacak sana ait ne var ise seni sen yapan, hepsini özlemek sonuna kadar…

Bunları yazarken Allah’tan yarın Cuma demek birdeJ

Mek’li mak’lı böyle bir hafta geçti Amsterdam’da…3 ay sürecek bir yolculuk benimkisi…Allah’tan kısa…J

Bu yolculuk öncesi beni havaalanına kadar yolcu etmeye gelen özel insanlara özel sözlerde olmalı tabi…Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u unutmamak gerekJ Canımın merkezindeki güzel ailem…Özledim sizleri çok…Kavuşması garantili ayrılıklar diliyorum bizlere sağlık ve sihhatle…Bu yazıyı okuyan herkese…

 Böyle geçti bir hafta işte…Kısaca…böyle…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder